Dedikodulu Evler Şantiyesi’nde son durum

Cincüce Bobin Hizmetleri’nin görev yaptığı Dedikodulu Evler Şantiyesi -sıcağa rağmen- sürüyor. Son durum şu: Bütün ev duvarları ve çatılar boyandı. İnce işçiliğe geçildi.

DE santiye 11

Müessesemiz maalesef gözü dönmüş kentsel dönüşümün hızına göre hareket etmez.
Müessesemizdeki evler sokağınız, kentinizi dev bir şantiyeye çevirmez.
Müessesemizin inşa ettiği evlerin her biri sevgiyle yapılır.
Müessesemiz ruh daraltıcı gri renklere karşıdır. Bilakis mavinin, turkuazın ve eflatunun ferahlığını tercih eder.
Müessesemizde çocuk işçi çalıştırılmamaktadır. Alt sıra evlerin boyanmasına yardım eden 1 metre altı canlılarımız, tamamen hobi amaçlı işe katılmakta; ama emekleri bir çanak meyveyle ödüllendirilmektedir.
Müessesemiz -sıcaklara inat- bu maviş mahalleyi Temmuz ayında bitirmeyi amaçlamakta; yazın geri kalanında mavinin tadını çıkarmayı planlamaktadır.
İyi günler dileriz. Continue reading

Dedikodulu Evler Şantiyesi

Bizim evin yan cephesinde koca bir duvar var. Ne zamandır gözüme batıp duruyordu o duvar. Düşünsenize koskoca, boş bir yüzey. Oraya neler yapılmaz!

Baktım ki ellerim, avuçlarım kaşınıyor, aldım kalemi duvara evler (yine!) çizmeye başladım.

DE santiye 01

Çizim belli belirsiz görülebiliyor.

Çizim işine Guçi de katıldı.

Çizim işine Guçi de katıldı.

Bu aralar mavi renkle bozmuş durumdayım. Canım sürekli mavili bişeyler çekiyor. O nedenle bu duvardaki evlerin de mavi tonlarında olması gerektiğine karar verdim. Continue reading

Dedikodulu Evler’in kardeş sokakları

nil sokak 01

Nil Sokak

Nil Sokak ve Ali Sokak, çocuklarının doğum günleri için birer anı isteyen Ayşe Hanım için yaptığım işlerden. Daha önceki Dedikodulu Evler’den farklı olarak bu sefer yığma bina yapmak istemedim ve araya bolca yeşillik ekledim. Çocuklar ferah, nefes alan sokaklarda gezinsinler, di mi ama? Continue reading

New York’ta dedikodu zamanı!

Dedikodulu New York 1Bir iki ay önce bir e-posta aldım. Ortak bir tanıdığımız sayesinde bana ulaşan Ayşe Hanım, kızına okul bitirme hediyesi olarak için sürpriz bir şeyler yapmak istediğini yazmıştı. Tam da o sırada İstanbul’a gitsek mi gitmesek mi telaşı içindeydik. Kendisini İstanbul dönüşü yazıp ayrıntılı bilgi isteyeceğimiz yazdım.

Nisan ayında Ayşe Hanım’la yazışmaya başladık. Kızı Eda bu yıl New York’a giderek sinema okuyacaktı. Benden onun için bir resim ve bir minyatür kitap yapmamı rica etti. Sonra Mayıs ayında doğum günlerini kutlayacağı diğer çocukları Ali ve Nil için de bir şeyler istedi. Ama bu ayrı bir yazı konusu. (Fotoğrafları yüklemek iki bebe arası biraz uzun sürüyor da 🙂

Eda için ne yapabilirdim? Sağolsun Ayşe Hanım ben soru sordukça ayrıntılı yanıtlamaktan çekinmedi ve bana Eda ile ilgili bir sürü veri sağladı. İçlerinden birkaçını seçtim:

  • New York temasını mutlaka kullanmalıydım.

  • NYU’ya bağlı TISCH sanat okuluna gidecekti. Bunu kullanabilirdim.

  • Elbette sinema temasını mutlaka kullansam iyi olurdu.

Continue reading

Kişiye özel dedikodu

image

Bu resmi 14 Şubat için yapmıştım, fotoğraflarını paylaşmak bu zamana kaldı. Buradaki dedikodular “kişiye özel.” Bir takipçim “Konuşan Dedikodulu Evler” resmimi görünce Sevgililer Günü için eşine bir resim armağan etmek istediğini söyledi ve bana “dedikodu” siparişi verdi.
Yani bu resimdeki mahallede onların dedikodusu yapıldı.

Eh, Cincüce usulü Sevgililer Günü hizmeti böyle oluyor işte. Continue reading

Konuşan Dedikodulu Evler

Geçenlerde aklıma yeni (yine!) bir fikir geldi. Dedikodulu Evler’i üç boyutlu olarak kurgulamaya kalksam nasıl olur diyerekten işe koyuldum. Önce fona yazılı kırpık kağıtlardan bir fon hazırladım. Kâğıtlardaki sözcüklerin evlerdeki sözler olduğunu hayal ettim. Sonra üç sıra ev yaptım. Bunları kademeli olarak yükselterek yerleştirdim; tiyatro sahnesi gibi olsun istedim.

Fonu hazırlamak ve evleri çiziktirmek uzun bir süreye yayıldı. Arada Orman iki üst diş çıkarttı; ben çıkarmış kadar oldum.

dedikodulu evler 008

Masamı dağıtmadan çalışmanın bir yolunu bulmama gerek!

Hafta sonu çılgın bir yağmur yağdı burada. Yakınlardaki çiftlik yolları falan hep sulara, sellere gömülmüş. Bizim sevgili çatı da yine aktı (Kalleş çatıcı; tamir ettim bi şey olmaz bi daha demişti!) Pazar günü de aynı şekilde geçince bana geldiler tabii. Zaten oldum olası pazar günlerini sevmem; bir de böyle kasvetli olunca iyice darladım. Kendimi nasıl eğlesem diye düşünürken, başlayıp bitmemiş işimi tamamlayayım dedim, oturdum masanın başına. Continue reading

3 renkli Dedikodulu Evler

Dedikodulu evler - uc renk Nedendir bilmem, ev çizmek hoşuma gidiyor. Üstelik şehrin kaosundan kaçıp küçük bir yerleşim yerine taşındığımız halde!

Kalabalık, iç içe şehir evleri çizip duruyorum birkaç yıldır. Düşündüm de, şehrin kalabalığını ve gürültüsünü değil de o evlerdeki yaşamları seviyorum ben. Daha doğrusu o evlerin içinde nasıl yaşandığını hayal ettiğim hayatları… Bu evlere “Dedikodulu Evler” dememin sebebi de bu. Her birinde dedikodular yapılıyor muhtemelen ya da her biri için dedikodular yapılıyor. bana da bu sahneyi resimlemek düşüyor.

Elime geçen kâğıtlara, karalama defterlerime karaladığım evlerin haricinde daha önce eski evimizin duvarlarına dedikodulu evler çizdim. El yapımı, minyatür akordeon kitaplarıma dedikodulu evler çizdim. Büyük boy suluboya resimler çalıştım.

Continue reading

Kedimiyo’nun yaprakla mücadelesi

Kedimiyo 005

Her ne kadar hava hiç çaktırmasa da, sonbahar usul usul, bize hiç sezdirmeden geliverdi. Ner’den mi biliyorum? Yerdeki yapraklardan. Her sabah bizim sokağı süpüren temizlik görevlisi için yılın en acımasız önemi başladı. Çünkü az önce süpürüp temizlediği yere dönüp baktığında, orada mutlaka yeni dökülmüş yapraklar oluyor. Sonbahar yapraklarıyla mücadele edemezsin dostum! Continue reading

Cincüce’nin resimlerini almak ister misiniz?

Evet, sonunda şeytanın bacağını kırmış olabilirim. Hiç değilse çelme takıp sendeletmişimdir. Son zamanlarda -uzun zamandır olmadığım kadar- kağıt kalemle, boyalarla haşır neşirim. Durmadan çizmeye çalışıyorum. Şimdi ben böyle deyince gün boyu masa başında harıl harıl çalışan bir inan gelmesin aklınıza sakın. Guçi ne zaman uyursa ben de o zaman çalışıyorum aslında. O da sadece gündüz. Guçi gündüz çok az uyuduğu için akşama pilim bitmiş oluyor. Geceleri çalışmayı başaramıyorum bir türlü. Yani anlayacağınız, çok az zamanda pek çok şey yapmaya çalışıyorum. Ama işin güzel yanı, bu kadarcığı bile beni iştahlandırmaya yetti. Resim yaptıkça daha fazla yapmak istiyorum. Kafamda sürekli yeni fikirler uçuşuyor. Defterim her an elimin altında; fikirler unutulmasın diye…

Gelelim neler çizdiğime…

Beni Instagram‘dan ya da Facebook sayfamdan izliyorsanız, son günlerde bol bol Moli ve Olaf’la meşgul olduğumu görmüşsünüzdür. Bu ikilinin seveni çok. Tanıdığım ve tanımadığım pek çok kişi benden onların resimlerini istiyordu zaten. Ben de başladım yapmaya. Geçenlerde “Silkelenme zamanı” deyip, “Haydi bakalım rastgele!” deyip biraz çıtlatmıştım ya hani. Continue reading

Silkelenme zamanı

silkelenme zamani 1

Yazmaya yazmaya köreliyor insan. Her gün zihnimin içinden onlarca düşünce uçuşuyor. Şunu yazmalıyım, buna ifrit olmalıyım mutlaka diyorum. Sonra bütün o düşünceler uçup kayboluyor. Boşuna dememişler “Söz uçar, yazı kalır,” diye.

Guçi hayatıma sevimli bir darbe indirdi. Daha hâlâ toparlanamadım. Bu şekilde uykusuz kalmaya devam ettikçe de toparlanacağa benzemiyorum. O yüzden toparlanmayı beklemenin bir anlamı olmadığını anlayıp zorla da olsa harekete geçmeye karar verdim.

Biraz zor oluyor, ama bir süredir tekrar bir şeyler çizmeye başladım. Bana uzun zamandır pek çok kişi söyleyip duruyordu, “Bir daha ne zaman Moli&Olaf resimleri yapıp satacaksın?” diye. Sürekli erteliyordum. Guçi’den sonra ertelemenin suyu çıktı. Yeter ayol! “Alın size Moli’li Olaf’lı resimler!” diyerekten başladım çizmeye. Lakin, öyle bir oturuşta çıkmıyor bu resimler. Gönül ister ki öyle olsun. Ama ne mümkün? Tam Tayga’yı yatırıp masanın başına oturuyorum, “Vik!” Tam tekrar uyuttum sanıyorum, “Vik!” Haydiiii… Koştur, koştur yemek hazırla, yedir, altını yıka… “Hah, şimdi belki uzun uyur da bitiririm resmi,” diyorum (evet, her uyku öncesinde bu dileği ısrarla dileyip evrene doğru hızlıca savuruyorum), hemen masa başına koşuyorum. Boyalara elimi attığım anda…. “Vik!” 🙂 Continue reading