…ters yüz, tepe taklak, alt üst…

Buraya en son yazdığımda hayattaki tek derdim KOSGEB iş planımı alnımın akıyla yapıp bitirmek, kursu kendimce başarılı ve pek çok şeyi adamakıllı öğrenerek tamamlamaktı.

Girişimcilik günlüğümü yazarken bir sonraki planım “Kurs bitti, şunları şunları öğrendik, şimdi şunu şunu, bunu yapacağım,” demek ve harekete geçmekti.

O sıralar hayattaki en büyük derdim Urla’da bana yeten, fiyatı ucuz, hayallerimi içine sığdıracak bir dükkan bulabilmekti.

Kursun son günü annemi hastaneye kaldırdık. Continue reading

Yaşlandım galiba

Ya sevgili günlük, bak ne güzel işler yapıyordum. Kâğıtlar kesiyordum, polimer killerimi çıkarmıştım, çalışmalara başlamıştım. Nereden çıktı bu bilek ağrısı?

İşin aslı bir süredir sürünüyorum ben. Hamlamıştım, emzirirken, Guçi’yi kucakta sallarken sırtım yamulmuştu zaten. Fizik tedavici birkaç egzersiz vermişti; onlar işe yaramazsa fizik tedavi düşünülecekti. Sonra daha sırtı toparlayamadan en büyük darbeyi Micinik hayatımıza girmeye karar verdiğinde aldım. Tam bisikletin bakımını yaptırıp ilk ısınma turlarını atmıştım ki hamile olduğumu öğrendim. Bizim buralar çok yokuşlu olduğu ve ben de uzun zamandır bisiklete binmediğim için hamileyken bisiklet tepesine gezinme riskini göze alamadım. Böylece sırtı, bacakları, eklemleri açmaya fırsat bulamadan aylar geçti. Sonra bu sefer Mici’yi emzir, salla, uyut faslında sırtım feci. Bayağı ağrı çekiyorum. Hamilelikte başlayan diz ağrısı (hep bisikletsizlikten bak) son bir iki aydır çok zorluyor. Yıllar önce geçirdiğim bisiklet kazasında çarpıştım o dizi. Sanırım ondan beri iflah olmadı. Zayıf bulduğu yerden de haince saldırdı. Önceki hafta bahçede çok zorladım ve birkaç gün yürüyemedim. Sonra Loise Hay’in “Tüm Hastalıkların Zihinsel Nedenleri” kitabını aldım elime, diz için gerekli olumlamaları yaptım, geçti. Valla bak!  Continue reading

Çocuk felcini bitirmeye şu kadar kaldı!

sukadarkaldiBen çocuk felci diye bir hastalık artık yok sanıyordum. Az önceye kadar. Meğer bitmemiş. Hâlâ görülebilen bir hastalıkmış çocuk felci.

Az önce posta kutumu temizlerken Yeşilist‘ten gelen bir e-postaya denk geldim. Uluslararası Rotary Vakfı, çocuk felcini dünya üzerinden silmek için bir kampanya yürütüyormuş. Yeşilist de bu kampanyaya destek vermek için bir adım atmış. Sitede yazdıklarına göre,

  • Çocuk felci vakaları 1980’lerin sonundan bu yana oldukça azalmış ama tamamen bitmemiş.

  • Önlem alınmazsa önümüzdeki 40 yıl içinde 5 yaşın altındaki 10 milyon çocuk bu yüzden sakat kalabilirmiş.

  • Afganistan, Pakistan ve Nijerya’da bu hastalık henüz önlenebilmiş değilmiş.

sukadar-cincuceKampanyaya destek vermek de çok kolay: Yeşilist’in açtığı “Şu Kadar” sayfasına gidip “Çocuk felcini bitirmemize ‘şu kadar’ kaldı,” simgesi yapmak ve o simgeyi yaparkenki fotoğrafınızı siteye yüklemek.

Yollanan her simge (yüklenen her fotoğraf) için bir adet çocuk felci aşısı bağışlanıyormuş.

Siz de desteğinizi eksik etmeyin. Sadece “şu kadarcık” kaldı.

Sürpriz!

Çok bilimsel bir konuyla karşınızdayız sayın bobinseverler.

Cincüce’nin içinde bir yerlerde hızlı bir mitoz bölünme süreci yaşanmaktadır. Bilginize! Daha bilimsel olmak gerekirse Cincüce’nin içinde bir yerlere küçümen bir zigotçuk yerleşmiştir. Bu zigotçuk çok uyanık davranarak, kendine mesken belirlediği rahmin tam ortasına yerleşerek sağduyu sahibi bir varlık olduğunun ilk işaretlerini vermiştir. Zira bu rahim hafif yampirik olduğu için, ortası dışındaki alanlar zigotçuğun rahatsız olmasına neden olabilirdi. İşte bu miniskül zigot bunu adeta bilmiş de kendine tam en geniş yeri seçmiştir. Aferindir! Continue reading

Ne çok olmuş.

Yazmayalı. Buraya oturmayalı. İki çift laf etmeyeli.

Oysa zaman sular seller gibi geçiyor. her gün yeni bir şey oluyor. Normal gittiğini varsaydığın hayat, kendi kendine kararlar alıp seni bambaşka bir yola sürüyor.

hastane işlerimiz bitti çok şükür. Testti, filmdi, tıbbi müdahaleydi, deneydi, kobaydı, derken….bitti. Sonunda kendi doktorumun dediklerinden de ikna olmayınca çareyi başka doktorların görüşlerini almakta bulduk. Ben son görüştüğümüz doktorun dediklerini esas almaya karar verdim.

Sonuç olarak bu batı tıbbı denen illetin özeti şu: Asla kesin bir şey yoktur. Adamlar müneccim misali açıp filmlere bakıp bir şeyler diyorşar, yorumlar yapıyorlar. Kaşlar çatık, elin biri çenede, uzun uzun düşünüyorlar. Sonuçta “Kardeşim turp gibisin!” diyen de çıkmıyor. Hep şüphe, hep şüphe. Hep de olumsuz. Onlar yüzünden benim de içim şişti valla. Neyse, sonunda halloldu, bitti. Continue reading

Dönüm noktası

Bugün umuyorum ki son kez, son bir işlem için hastaneye gidiyorum.

Bugünden sonra, alacağımız sonuçlar, raporlar vs. bizim için bir dönüm noktası olacak.

Hastane maceramın bugünden sonra noktalanmasını diliyorum.

Ve o dönüm noktası her ne ise, güzel bir yöne doğru gitmesini diliyorum. Hem umut hep vardır öyle değil mi? Bazen umutsuzluğa kapılsam bile, sonradan fark ediyorum ki, o minicik umut kırıntısı bir köşeye saklanmış bekliyor. Eninde sonunda işe yarayacağını bilerek bana güven veriyor.

Bizim için güzel şeyler dileyin, olur mu?

Magneto

Magneto

Sevgili günlükcüm,

Sen bu satırlarımı okurken ben hemen gidip dönecem. Kayıp böbreğimi bulmaya gidiyorum. Manyetik rezonansda manyetik alan etkisine girip titreşip gelicem, merak etme.

Arada boş durmadım, sağa sola sordum. Nedir bu MR, hırlı mıdır, hırsız mıdır, gıcık mıdır, eğlenceli midir? Dünyada MR’a ilk girecek kişi ben değilim, son da olmayacağım, biliyorum ama Batı tıbbının yakınından bile geçmekten hoşlanmayan ben, bu aralar hastane gezmek gibi bir hobi edindim. Haliyle MR cihazı da benim için yeni ve farklı bir etkinlik olacak. Merakımdan soruyorum yani, bir şey değil. Muhtemelen de bir sonraki 67 yıl boyunca manyetik rezonansla titreşmeyi planlamıyorum.
Continue reading

Sesim Bahamalar’a tatile gitti.

Hani “Yağmurda bisiklete binmek çok güzel!” diye gak guk konuşuyordum ya. İşte onun bazı yan etkileri varmış meğer. On gündür sürünüyorum resmen. Dün de sesim “Bak uyarmadı deme, gidiyorum, haberin olsun!” dedi. Bu sabah bir baktım bavullarını toplayıp sıcak memleketlere tatile gitmiş. En son Bahamalar’daymış diye duydum.
Continue reading

Dünyanın tersine döndüğü doğruymuş.

Gerçekten de bir anda tersine dönebiliyormuş dünya. Benimki döndü. Hem de arka arkaya iki defa. Bir kere ters dönüp, sonra yeniden ters döndüğündeyse eski haline gelmiyormuş. Mantık da ters işliyor bu noktada.

Önce çok güzel bir haber aldım. Aldık. Yıldıray’la yeni bir yaşam filizlendirdiğimizi öğrendik. Emin olmak için bekledik. Daha emin olmak için testlerden geçtik. Baktık ki bu güzel bir şey, hafta sonu aile fertlerine, dostlara söylemeye karar verdik. Birkaç keyifli gün ani bir kanamayla sona erdi. Kanam ertesinde kendimi ameliyat masasında buldum. Yaşam filizlenmeden çekti gitti yanımızdan. Çok canım yanıyor. Sadece fiziksel olanı kastetmiyorum. Ruh yarası asıl acıtan. İkimizin de canı yandı, yanıyor. Sevgilimin benden istediği tek şey bu acıyı tüketmem. Konuşamadım, yazamadım, ağlayamadım. Şimdi ara ara pörtlüyor bir yerlerden bir şeyler. Pörtledikçe canımı yakıyor. Sonunda kabuk bağlayacak umarım. Her yara eninde sonunda kapanır. Ama izi kalır, o ayrı.
Continue reading

Spa’ya gidiyorum, dönecem!

Çok, çok, çooooook yoruldum. 20111 sonbaharı zihnimden silinse üzülmeyeceğim. Tabii güzel şeyler kalsın, beni yoran, üzen, ifrit eden durumlar çıkıp gitsin.

Madem onların gideceği yok. Bari biraz ben gideyim dedim. Sevgili Meroloş’un şahane kıyağı sayesinde bu gece Edremit dolaylarına yelken açıyorum sevgili günlük. Hayatımda ilk defa kaplıcaya gidip sıcak suda yüzmek nasılmış bir göreceğim. İki kulaç da senin için atarım, merak etme. Continue reading