Dedikodulu Evler’in kardeş sokakları

nil sokak 01

Nil Sokak

Nil Sokak ve Ali Sokak, çocuklarının doğum günleri için birer anı isteyen Ayşe Hanım için yaptığım işlerden. Daha önceki Dedikodulu Evler’den farklı olarak bu sefer yığma bina yapmak istemedim ve araya bolca yeşillik ekledim. Çocuklar ferah, nefes alan sokaklarda gezinsinler, di mi ama? Continue reading

Minyatür sinema kitabı

sinema kitabi 01New York’ta sinema okuyacak bir öğrenci için günün anlam ve önemini anlatan sevimli, mini mini bir minyatür kitap yapacak olsaydınız ne yapardınız? Sinema denince konu derya deniz… Ama bunu minicik sekiz sayfaya indirgemeniz gerektiğinde işler biraz zorlaşıyor.

New York temalı “Dedikodulu Evler” resmini yaptığım Eda için bir de minyatür kitap yapmamı istemişti annesi Ayşe Hanım. Sinema teması güzeldi; ama yukarıda da yazdığım gibi dipsiz kuyu gibi bir konuydu. Aklıma pek çok fikir geldi. Bunlardan bazıları artıları ve eksileriyle şöyleydi: Continue reading

Kişiye özel dedikodu

image

Bu resmi 14 Şubat için yapmıştım, fotoğraflarını paylaşmak bu zamana kaldı. Buradaki dedikodular “kişiye özel.” Bir takipçim “Konuşan Dedikodulu Evler” resmimi görünce Sevgililer Günü için eşine bir resim armağan etmek istediğini söyledi ve bana “dedikodu” siparişi verdi.
Yani bu resimdeki mahallede onların dedikodusu yapıldı.

Eh, Cincüce usulü Sevgililer Günü hizmeti böyle oluyor işte. Continue reading

Konuşan Dedikodulu Evler

Geçenlerde aklıma yeni (yine!) bir fikir geldi. Dedikodulu Evler’i üç boyutlu olarak kurgulamaya kalksam nasıl olur diyerekten işe koyuldum. Önce fona yazılı kırpık kağıtlardan bir fon hazırladım. Kâğıtlardaki sözcüklerin evlerdeki sözler olduğunu hayal ettim. Sonra üç sıra ev yaptım. Bunları kademeli olarak yükselterek yerleştirdim; tiyatro sahnesi gibi olsun istedim.

Fonu hazırlamak ve evleri çiziktirmek uzun bir süreye yayıldı. Arada Orman iki üst diş çıkarttı; ben çıkarmış kadar oldum.

dedikodulu evler 008

Masamı dağıtmadan çalışmanın bir yolunu bulmama gerek!

Hafta sonu çılgın bir yağmur yağdı burada. Yakınlardaki çiftlik yolları falan hep sulara, sellere gömülmüş. Bizim sevgili çatı da yine aktı (Kalleş çatıcı; tamir ettim bi şey olmaz bi daha demişti!) Pazar günü de aynı şekilde geçince bana geldiler tabii. Zaten oldum olası pazar günlerini sevmem; bir de böyle kasvetli olunca iyice darladım. Kendimi nasıl eğlesem diye düşünürken, başlayıp bitmemiş işimi tamamlayayım dedim, oturdum masanın başına. Continue reading

3 renkli Dedikodulu Evler

Dedikodulu evler - uc renk Nedendir bilmem, ev çizmek hoşuma gidiyor. Üstelik şehrin kaosundan kaçıp küçük bir yerleşim yerine taşındığımız halde!

Kalabalık, iç içe şehir evleri çizip duruyorum birkaç yıldır. Düşündüm de, şehrin kalabalığını ve gürültüsünü değil de o evlerdeki yaşamları seviyorum ben. Daha doğrusu o evlerin içinde nasıl yaşandığını hayal ettiğim hayatları… Bu evlere “Dedikodulu Evler” dememin sebebi de bu. Her birinde dedikodular yapılıyor muhtemelen ya da her biri için dedikodular yapılıyor. bana da bu sahneyi resimlemek düşüyor.

Elime geçen kâğıtlara, karalama defterlerime karaladığım evlerin haricinde daha önce eski evimizin duvarlarına dedikodulu evler çizdim. El yapımı, minyatür akordeon kitaplarıma dedikodulu evler çizdim. Büyük boy suluboya resimler çalıştım.

Continue reading

Kedimiyo’nun yaprakla mücadelesi

Kedimiyo 005

Her ne kadar hava hiç çaktırmasa da, sonbahar usul usul, bize hiç sezdirmeden geliverdi. Ner’den mi biliyorum? Yerdeki yapraklardan. Her sabah bizim sokağı süpüren temizlik görevlisi için yılın en acımasız önemi başladı. Çünkü az önce süpürüp temizlediği yere dönüp baktığında, orada mutlaka yeni dökülmüş yapraklar oluyor. Sonbahar yapraklarıyla mücadele edemezsin dostum! Continue reading

Cincüce’nin resimlerini almak ister misiniz?

Evet, sonunda şeytanın bacağını kırmış olabilirim. Hiç değilse çelme takıp sendeletmişimdir. Son zamanlarda -uzun zamandır olmadığım kadar- kağıt kalemle, boyalarla haşır neşirim. Durmadan çizmeye çalışıyorum. Şimdi ben böyle deyince gün boyu masa başında harıl harıl çalışan bir inan gelmesin aklınıza sakın. Guçi ne zaman uyursa ben de o zaman çalışıyorum aslında. O da sadece gündüz. Guçi gündüz çok az uyuduğu için akşama pilim bitmiş oluyor. Geceleri çalışmayı başaramıyorum bir türlü. Yani anlayacağınız, çok az zamanda pek çok şey yapmaya çalışıyorum. Ama işin güzel yanı, bu kadarcığı bile beni iştahlandırmaya yetti. Resim yaptıkça daha fazla yapmak istiyorum. Kafamda sürekli yeni fikirler uçuşuyor. Defterim her an elimin altında; fikirler unutulmasın diye…

Gelelim neler çizdiğime…

Beni Instagram‘dan ya da Facebook sayfamdan izliyorsanız, son günlerde bol bol Moli ve Olaf’la meşgul olduğumu görmüşsünüzdür. Bu ikilinin seveni çok. Tanıdığım ve tanımadığım pek çok kişi benden onların resimlerini istiyordu zaten. Ben de başladım yapmaya. Geçenlerde “Silkelenme zamanı” deyip, “Haydi bakalım rastgele!” deyip biraz çıtlatmıştım ya hani. Continue reading