Çıldırtacak kadar güzel

Benim gibi kâğıtları, zımbaları, boyaları, ataçları, çıkartmaları, bantları, makasları, kurdeleleri, boncukları, fırfırları, kumaşları, bobinleri, artıkları, kırpıkları seven her zanaatkârın hayali herhalde böyle bir şeydir:


Bu dolabı bana versinler; otururum başına, daha da sesim çıkmaz. İnsan bütün bu düzenleme karşısında çıldırmaz mı? Bunu bir kere doldurdun muydu, bir daha Kemeraltı’na, Tahtakale’ye, en sevdiğin kırtasiyeye, içinde kaybolduğun tuhafiyeciye gitmene de gerek kalmaz. Zanaatkârın cenneti burası olsa gerek.
The Original Scrap Box denilen markanın “The Workbox 2.0” denen ve 1495 dolarcık ederindeki bu dolap, web sitesinde “hobi malzemesi dolaplarının kraliçesi” olarak nitelendirilmiş. Site başka depolama ürünleri de satıyor.

Ben atölyemin içini nasıl döşeyeceğim diye debelenip duracağıma bundan alıp koyayım bir köşeye. Yetmez mi?

İnsan gece gündüz burada olmak istemez mi?
 Bu da “The Minibox”mış. Büyüğünü alamıyorsan, minisi de olur yani.
Açılınca şöyle oluyor:
Nispet yapıp çatlatırcasına, masa versiyonunu da yapmışlar:
Son olarak, masa deyince gizli bölmeli şu antika masayı hatırlamadan edemedim.

Tasarım Pazarı’ndayım

Çok heyecanlıyım. Hayatımda ilk kez ürünlerim, elimle tek tek yaptığım el emeği işlerim topluca, bir arada sergilenecek ve satışa çıkacak.
Urla’nın Kuşçular Köyü’nde harika bir sanat atölyesi ve galerisi var. Adı “Kırmızı”. Hani şu benim daha önce torna atölyesine katıldığım yer.

tasarim-pazari_afisAtölye Kırmızı’da bu sene yılbaşı öncesi bir “Tasarım Pazarı” organize ediliyor. Katılımcı sayısı on sekizi bulmuş. Ben de orada masası olanlardan biriyim. Neler yok ki? Lavantalı zeytinyağından tutun el yapımı deri çantalara, harika keçelerden vitray objelere kadar… Betondan yapılmış dekorasyon ürünleri var mesela. Betonu bambaşka bir gözle görüyor insan. Her şey el yapımı. Benimkiyle birlikte şimdilik sekiz masa kuruldu. Cumartesiye kadar bakalım daha neler gelecek?
Ben de origamilerimle yer alıyorum pazarda. Umarım, sevilir, beğenilir, daha çok yaparım.

10 – 31 Aralık’ta Atölye Kırmızı’da!

Cincüce Bobin Hizmetleri (@cincuce) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()


Bugün maaile gittik; yaptığım işleri götürdüm. Çerçeveli işleri duvara astım. Sallantılı ürünler kancalara asıldı. Hep olduğu gibi yine içimi yine bir hüzün kapladı. Yaptığım şeyleri seviyorum ve birilerinin onları beğenip alması fikri ne kadar hoşuma gidiyorsa, aynı şekilde o kadar da hüzünlendiriyor beni. Ne garip bir duygu! Benim de bir parçam gidiyor onlarla belki de.

Tayga bir köşede boya yaptı. Orman atölyenin kedilerini öpmeye kalktı. Sohbet edip çay içtik. Kurulu stantlardaki ürünlere baktık. (Vitray küpelerde gözüm var.) Birkaç eksik malzemem kaldı. Onları da cuma günü götürüp serginin bana ait kısmını tamamlayacağım. Ondan sonra konukları beklemek kalıyor.

İşlerimin bir kısmı yerlerini aldı. Masaların birkaçı hazırlanmış bile. Çok güzel ürünler var. Bu cumartesi #tasarimpazari açılıyor.

Cincüce Bobin Hizmetleri (@cincuce) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()

Atölye açmamın arifesinde benim için de moral ve motivasyon oldu bu etkinlik.
Atölye maceram durmuş gibi görünse de, arka planda çalışıyorum aslında. Annemin hastalığı yüzünden bütün hayat enerjim ve yaşam motivasyonum yerlerde süründü bir dönem. Hâlâ gitgellerim var ama o atölyeye daha da sıkı sarılmak istiyorum. O yüzden peşini bırakmış değilim. (Yetmemiş gibi pazar gecesi de abim trafik kazası geçirdi! Şimdi böyle yazdığıma bakmayın; sinirler daha ne kadar laçka olacak bakalım.)
Daha ayrıntılı yazacağım sonra.
Şimdilik 10 Aralık’ta açılacak Tasarım Pazarı’na odaklanıyor ve kaçıyorum.

Dedikodulu Evler Şantiyesi’nde son durum

Cincüce Bobin Hizmetleri’nin görev yaptığı Dedikodulu Evler Şantiyesi -sıcağa rağmen- sürüyor. Son durum şu: Bütün ev duvarları ve çatılar boyandı. İnce işçiliğe geçildi.

DE santiye 11

Müessesemiz maalesef gözü dönmüş kentsel dönüşümün hızına göre hareket etmez.
Müessesemizdeki evler sokağınız, kentinizi dev bir şantiyeye çevirmez.
Müessesemizin inşa ettiği evlerin her biri sevgiyle yapılır.
Müessesemiz ruh daraltıcı gri renklere karşıdır. Bilakis mavinin, turkuazın ve eflatunun ferahlığını tercih eder.
Müessesemizde çocuk işçi çalıştırılmamaktadır. Alt sıra evlerin boyanmasına yardım eden 1 metre altı canlılarımız, tamamen hobi amaçlı işe katılmakta; ama emekleri bir çanak meyveyle ödüllendirilmektedir.
Müessesemiz -sıcaklara inat- bu maviş mahalleyi Temmuz ayında bitirmeyi amaçlamakta; yazın geri kalanında mavinin tadını çıkarmayı planlamaktadır.
İyi günler dileriz. Continue reading

Kendime biçtiğim değer

Epeydir kafamın içinde bin türlü düşünce dönüp duruyor. Kasırgayla Kansas’taki çiftlikten Oz Ülkesi’ne savrulan Dorothy misali ben de uçup gidecektim neredeyse. En azından kafam. Neyse ki aklımı tuttum kafatasımda, uçmadı.

Bu blogu ucundan da olsa takip edenler bilir; ne yapıyorum, neler hayal ediyorum, evde çalıştım, çalışamadım, ürettim, üretemiyorum feryatlarımdan herhalde gına gelmiştir herkese. Başta da bana. Sonunda evde çocuklarla yapamıyorum şikayetlerime noktayı koydum. Nasıl mı? Atölye açacağım.

alci torna

Bir zamanlar ben, alçı torna çekerken…

Bunu yapmam gerekiyor. Çünkü bunu hakediyorum. Sağda solda yapılan işleri gördüğümde eskiden “Ya bak insanlar ne güzel yapıyor, üretiyor,” diyordum. Sonra aklıma gelen fikirlerin pekçoğunun ya da benzerlerinin bir biçimde yapıldığını gördüm. Biraz daha ilerledim ve çok özensiz ve basit yapılmış işlerin (burada işten kastettiğim seramik ürünler) hak etmediği fiyatlarla sunulduğunu gördüm. (Son örneği Barbaros Köyü’ndeki şenlikteydi.) Seramik atölyesinde yaptığımız işleri Ayla Hoca elli defa düzelttirirdi. Bizim hocadan beş peki alamadığımız işler bile bu dediğim sergi ürünlerinden bin defa daha iyi. Ya da şöyle diyeyim, ben o ürünleri çıkarıp satsam öğretmenimiz ayıplardı. Diyeceğim şu ki, insanlar neler neler yapıp, üzerine bir güzel sır atınca o iş güzel seramik ürünü oluyor bilmeyenin gözünde. ama ben mükemmel yapayım derdiyle kastırdıkça yerimde sayıyorum. Mükemmel yapmayayım ama derli toplu, hak ettiğini alan ürünler yapayım. üstelik yapabilirim de. Yaptığım işe ve becerilerime değer verme zamanım geldi. Continue reading

Masa da masaymış ha

Başlığa bakıp da bir anda Edip Cansever’in şiirini okuyacağımı falan sanmayın. (Çok da güzel şiirdir, o ayrı. Okumak isterseniz hemen şurada.)

Roentgens 01Geçenlerde çok ilginç bir antika masaya denk geldim internette. (Yaşasın internet!) Üniversitedeki Üsluplar Tarihi dersimiz aklıma geldi. Antik çağdan günümüze kadar üretilmiş mobilyaları bir düşünün. Biz o derste tüm o mobilyaların tarihini incelemiştik. Müthiş keyifli bir dersti. Kim bilir kaç yüz slayt göstermiştir dersin hocası. Ama onca slayt içinde ben aşağıdaki videoda göreceğiniz mobilya gibisini görmedim arkadaş!

Söz konusu masa 18. yüzyılda Abraham Roentgen ve David Roentgen’in atölyesinde yapılmış. David Roentgen, Fransa Kraliçesi Marie-Antoinette’in, Çarice II. Katerina’nın ve Prusya Kralı II. Frederick William’ın dolap imalatçısıymış. Bu dolap-masayı da babasıyla birlikte Kral II. Frederick William II için yapmış. Bu Roentgen abiler dolap yapımıcılarıymış ya, haliyle sürüsüne bereket, alengirli masa, dolap yapmışlar. Lakin bu masa gibisi yok. Continue reading

Dedikodulu Evler Şantiyesi

Bizim evin yan cephesinde koca bir duvar var. Ne zamandır gözüme batıp duruyordu o duvar. Düşünsenize koskoca, boş bir yüzey. Oraya neler yapılmaz!

Baktım ki ellerim, avuçlarım kaşınıyor, aldım kalemi duvara evler (yine!) çizmeye başladım.

DE santiye 01

Çizim belli belirsiz görülebiliyor.

Çizim işine Guçi de katıldı.

Çizim işine Guçi de katıldı.

Bu aralar mavi renkle bozmuş durumdayım. Canım sürekli mavili bişeyler çekiyor. O nedenle bu duvardaki evlerin de mavi tonlarında olması gerektiğine karar verdim. Continue reading

Norveç’in yeşil çatıları

yesilcati 1Blogun taslaklar klasöründe onlarca başlık var. Unutmayayım diye kaydedip sonra hepsini unutuyorum. Demin neler var diye şöyle bir girip temizlik yaparken buldum Norveç’in yeşil çatılarını. Bunu unutmamak gerekiyormuş. Hatta ara ara dönüp bu fotoğraflara bakmak gerekiyormuş. Hazır şu an iki bücür de uyuyorlen şuraya iki satır yazayım.

İnternette gezinirken herkes en az bir kere rastlamıştır çatısı çimenli evlere. Pinterest hesabınız varsa kesinkes illa çıkarır benzer bir görseli Pinterest karşınıza. Ben de böyle bir iki link kaydetmişim işte. Bu evlere bakınca hep “Ah keşke…” diyorum, “Keşke böyle bir kulübeciğim olsa…” Düşünsenize yaşayan bir şeyin içinde yaşıyorsunuz aslında. Doğanın ucundan da olsa bir parçası oluyorsunuz. (Biz insanların -en azından büyük çocuğuluğumuzun- doğanın parçası olmak gibi bir becerimiz yok ne yazık ki. Bahçeli evde oturunca da doğayla iç içe olamayabiliyorsunuz.) Continue reading

Konuşan Dedikodulu Evler

Geçenlerde aklıma yeni (yine!) bir fikir geldi. Dedikodulu Evler’i üç boyutlu olarak kurgulamaya kalksam nasıl olur diyerekten işe koyuldum. Önce fona yazılı kırpık kağıtlardan bir fon hazırladım. Kâğıtlardaki sözcüklerin evlerdeki sözler olduğunu hayal ettim. Sonra üç sıra ev yaptım. Bunları kademeli olarak yükselterek yerleştirdim; tiyatro sahnesi gibi olsun istedim.

Fonu hazırlamak ve evleri çiziktirmek uzun bir süreye yayıldı. Arada Orman iki üst diş çıkarttı; ben çıkarmış kadar oldum.

dedikodulu evler 008

Masamı dağıtmadan çalışmanın bir yolunu bulmama gerek!

Hafta sonu çılgın bir yağmur yağdı burada. Yakınlardaki çiftlik yolları falan hep sulara, sellere gömülmüş. Bizim sevgili çatı da yine aktı (Kalleş çatıcı; tamir ettim bi şey olmaz bi daha demişti!) Pazar günü de aynı şekilde geçince bana geldiler tabii. Zaten oldum olası pazar günlerini sevmem; bir de böyle kasvetli olunca iyice darladım. Kendimi nasıl eğlesem diye düşünürken, başlayıp bitmemiş işimi tamamlayayım dedim, oturdum masanın başına. Continue reading

Ormanda at koşturmadan ev inşa ediyorum

Adamın biri İstanbul’un son kalan ormanlarında at koşturadursun, ben sessiz sedasız, çevreye zarar vermeden ev inşa ediyorum.

Son birkaç yıldır sağa sola ev resimleri karalayıp duruyordum. Geçen sene seramik atölyesinde bunları bir de seramikten yapayım dediydim de ders programı uygun olmadığı için yapamamıştım. Daha da önceki yıl yeğenim için bir gece lambası yapmıştım; ama öylesine, hızlı yapılmış bir işti o. Bir de kuş evi yapmıştım. Bak, onu seviyorum doğrusu.

Bu sene gebeşliğin getirdiği göbek farkı avantajla, örtmenim beni yıllık müfredattan muaf tuttu. Ben de atölyenin bir köşesinde, sevgili evciklerimi çamurdan çamurdan yapmaya başladım. Şimdilik üç iş çıktı ortaya. Henüz hiçbiri fırınlanmadı. Continue reading

Ve Cincüce sonunda harekete geçer.

Hani geçen gün demiştim ya sonunda canavarlarım için harekete geçtim diye, evet, hâlâ hareket halindeyim. Evde ara ara oturuyorum bir köşeye, dikip duruyorum. Valla iyice havaya girdim.

Önce Bobin Canavarları’nın ilki olan Adamo‘yu yaptım. İlk göz ağrım o benim. Sonra aldım Adamo’yu karşıma, bir diğerine giriştim. Bu arada annem boş durmadı. Cumartesi sabahı radyodan eve dönünce ne göreyim? Koca bir torba dolusu elyaf. Bizim evde resmen bir Noel Ana yaşıyor. Canım Neriş’im benim! Ben heveslenince o benden çok heves ediyor, desteğini de esirgemiyor. Continue reading