2017 benim yılım olacak

2017Çünkü benim için iyi başladı.
Çünkü artık bir mekanım var. (Her ne kadar tadilatı hâlâ bitmemiş olsa da!)
Çünkü atölye tadilatının bitmemesine neden olan kar yağışı, hayatı (hepimizinkini) birkaç gün olsa da tüm kirlerinden arındırdı. (En azından biz öyle olmasını istedik.)
Çünkü hâlâ umutlanacak bir şeyler bulabiliyorum.
Çünkü bu sene tüm dağınıklıklarımdan arınmaya kararlıyım.
Çünkü kendimi zihnen daha iyi bir noktaya taşıdığıma inanıyorum.
Çünkü fiziksel olarak da o noktaya geleceğim.
Çünkü “bullet journalling” diye harika bir şeyle tanıştım ve 1 ocak’tan beri uyguluyorum. (Hakkında yazacağım.)
Çünkü şu an yeni bir ev kiraladık. – Çünkü şimdiki evimiz bizi fazlasıyla yoruyordu.
Çünkü yeni evimizde daha mutlu olacağız.
Çünkü hayatımız düzene girmek istediğini bana farklı kollardan, farklı işaretlerle söylüyor.
Çünkü Marie Kondo diye bir kadın varmış ve onun icadı olan “Konmari Metodu” beni baştan yaratacak.(Oldu olacak bunu da “Önce/Sonra” diye belgeleyip yazayım. İbretliğiz çünkü.)
Çünkü fikirler ardı ardına geliyor.
Çünkü yazmakta olduğum yeni kitaplarım var.
Çünkü Guçi karnımdayken yazdığım “Burun Giysisi” basılmak için bu yılı beklemiş. (Bunu da yazayım bari blogda.)
Çünkü yazılmasında Guçi’nin büyük katkısı olan bir kitap daha yolda.
Çünkü Guçim var, Micim var, sevgilim var.
Çünkü tüm bunlar bir yana 2017 benim yılım olacak; çünkü ben öyle istiyorum.

"Dilek dilemekten asla vazgeçme."

“Dilek dilemekten asla vazgeçme.”

Hayal etmesi bedava

Ülke gündeminde anormal bir şeyler yaşanmadığı (ki pek mümkün değil) ya da çocuklar beni iki yaş, üç yaş ya da o nevi sendromlarıyla delirtmediği (ki bu da pek olan bişey değil) zamanlarda, eğer başka bir işim yoksa hayal kuruyorum.
Neyi mi hayal ediyorum?
Seramik atölyemi elbette!

hayal etmesi bedavaMasa şöyle şöyle bir masa olur, diyorum. Acaba mermer masa mı yaptırsam, ahşap mı? Mermeri temizlemek kolay, ahşap çamurun nemini alır, diyorum. Karar veremiyorum.
Raflar kesinlikle ahşap olmalı, diyorum.
Çam olmalı mutlaka.
Çam değilse beyaza boyayabileceğim bişeyler olsun, diyorum.
Kendim boyarım. Ortam beyaz olmalı ki, seramikler çıksın ortaya.
Mavili beyazlı işler bir yanda durur; siyah beyazlar onların yanında… Bir tarafta toprak tonlarında işler olur. Turkuazlar, indigolar, buz mavileri, kobaltlar; bej, hardal, kahve ve hakiler; çizgililer, beneklileri, efektliler, kazımalar, sırt altına desenler…
Belki eskicide güzel bir şeyler bulup koyarım bir kenara.
Mesela vitrinde bir küçük sehpa ya da konsol olmalı. Bitmiş ürünlerin bir kısmı onun üzerinde sergilenmeli. Ara ara da değiştirmeli sergidekileri. Continue reading

“Hayat, siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir.”

John Lennon abi ne güzel demiş. Daha on beş yirmi gün önce demiyor muydum ben “Buraya daha sık yazmalıyım…” diye. Ne planlarım vardı. Gece yatınca seamik atölyemi görüyordum rüyamda.

ne var ki ve planlar yaparken hayat başımıza yine abuk şeyler getirdi. Benim daha sık yazmalıyım diye not düşüşümün ertesi günü canım yurdum bir kere daha yayık ayranı gibi çalkalandı. Bu yayık işi daha ne kadar sürecek bilemiyorum. Biz umutla güzel işler yapmaya çalışıp çabaladıkça, baĞzı bişeyler (biri diyemiyorum, çünkü gözümde amip kadar değerleri yok) yüzünden hayatımız alt üst oluyor. En kötüsü elimizdeki tek güzel şey olan “umut”u çekip alıyorlar. Harry Potter’daki ruh emiciler geliyor aklıma hep. Continue reading

Pandora’nın Kutusu

Yunan mitolojisinin en sevdiğim öykülerindendir Pandora’nın Kutusu.

Efsaneye göre, ateşi tanrılardan çalarak insanlara armağan eden ve cezalandırılan Prometheus’un bir erkek kardeşi vardır. Zeus, Epimetheus isimli bu adama çok güzel ve çok akıllı bir kadın olan, balçıktan yapılma Pandora’yı eş olarak gönderir. Prometheus’un tüm uyarılarına rağmen Epimetheus Pandora’ya aşık olur ve onunla evlenir. Zeus Pandora’ya evlilik hediyesi olarak bir kutu armağan eder; ancak bir koşulu vardır: Her ne olursa olsun Pandora bu kutuyu asla ama asla açmamalıdır. İnsan meraklı bir varlıktır; Pandora da bu meraka yenik düşer elbette ve yasak olana karşı koyamaz. Kutuyu açar. Kutunun içinde bütün kötülükler vardır. Kutunun açılmasıyla birlikte kötülükler hızla dünyaya yayılırlar. Pandora son anda, içi tamamen boşalmadan kutunun kapağını kapatmayı başarırı. Kutunun içinde bir tek şey kalmıştır: Umut.

pandoranin kutusu

Sanatçı: Wetcanvas (Kaynak: deviantart.com)

Kıssadan hisse: İnsanlar dünyadaki bütün kötülüklere karşı hayatta ellerinde çok değerli bir şey tutarlar. O da umuttur işte. Continue reading

Dönüm noktası

Bugün umuyorum ki son kez, son bir işlem için hastaneye gidiyorum.

Bugünden sonra, alacağımız sonuçlar, raporlar vs. bizim için bir dönüm noktası olacak.

Hastane maceramın bugünden sonra noktalanmasını diliyorum.

Ve o dönüm noktası her ne ise, güzel bir yöne doğru gitmesini diliyorum. Hem umut hep vardır öyle değil mi? Bazen umutsuzluğa kapılsam bile, sonradan fark ediyorum ki, o minicik umut kırıntısı bir köşeye saklanmış bekliyor. Eninde sonunda işe yarayacağını bilerek bana güven veriyor.

Bizim için güzel şeyler dileyin, olur mu?

Yeni yıldan ne beklemeli?

Sevgili Günlük,

Bugün 2009’un son günü. Aslında yeni yıl dileklerimi 1 Ocak’ta, yeni yılın en taze gününde yapmayı planlıyordum; ama bir baktım ki daha şimdiden yazmaya başlamışım. Nedense bu web günlüğü bende bağımlılık yapmaya başladı. Yazı yazmayı hep sevdim; hatta çok şükür ki bunu iş olarak yapıyorum. Ama mini mini blogum kalbimde ayrı ve özel bir yer edindi galiba. Nedeni yazılarımı paylaşıyor olmam olabilir mi acaba?

Çevremdeki çoğu kişi “2009 bir an önce geçsin, bitsin, zaten hiç sevmemiştik,” diyor.  Ne yalan söyleyeyim, ben sevdim bu 2009’u… Çok yoğun ama bir o kadar keyifli bir çalışma dönemi geçirdim. Yaratılıcılığımı olabildiğince kullandım. İki ayrı öykü fikrim 2009’da doğdu. Gerçi şu aralar bu konuda yan gelip yatmaktayım ama olsun; 2010’da büyüyüp çocuk olacaklarını biliyorum. Çok keyif alarak çevirdiğim bir kitap yayımlandı. Kendimi bir anda senaryo yazarken buldum. Sonra bir baktım ki blog yazmaya başlamışım. Önce bisiklet günlüğümüz, sonra da burası. Yaşasın yazı çizi! Continue reading