İstanbul’un hayvanları

Bu kediş, Suadiye'de kayalıklarda yaşayan bir familyanınn en haylaz üyesiydi. Muhtemelen şimdiye kadar üzerinden 4-5 kuşak geçmiştir.

Başlık ilk anda kulağa biraz kinayeli gelse de, kasttettiğim şey gerçekten de halis muhlis hayvanlar… İstanbul’un hayvanları dendiğinde aklınıza ilk ne geliyor? Ben hemen kedileri düşünüyorum. Bir kedisever olduğum için kedileri özel olarak kayırdığımı yadsıyamayacağım. Ama etrafınıza baksanıza, her sokakta, her köşebaşında, her ağaç gölgesinde, her çöp kovasında bir kediyle göz göze gelmez misiniz? Continue reading

İfrit No:011

Yağmurlu günlerde iskeleden çıkıp vapur giderken iki adımlık yol için şemsiye açanlara İFRİT OLUYORUM! Şekerden misiniz ayol? Hiç üşenmedim, oturup hesapladım. İskele ile vapur arasında bulunduğunuz kapıya göre  24-30 adım mesafe var. Vapurun burun kısmına binecekseniz adım sayısı 18’e kadar düşüyor. Adım başına tepenize 100 damla yağmur düşse, toplamda 3000 damladan, damla başına 0, 1 gr desek, 300 gr eder. Yaklaşık çeyrek litre su! Erir misiniz yani? O telaşla şemsiyeyi savurup açarken benim gözümü oymanıza değer mi?
Continue reading

İfrit No:4

Yağmurlu havalarda (ama gerçekten yağmurlu, sağanak vs. ve soğuk olan günleri kastediyorum) hava durumunu azıcık olsun dinlemek ne kelime, perdeyi aralayıp bile dışarı bakmayan, sonra da burnu açık ayakkabı, babet, keten ayakkabı vb. ayakkabılarla keklik gibi seken hanımlara İFRİT OLUYORUM.

Büyük marketlerde ben kasaya eşyalarımı yerleştirdikten sonra, gelip kendininkileri de benimkilere bitiştiren, hatta kendini de neredeyse bana bitiştiren, enseye yapışık, aceleci tüketiciye İFRİT OLUYORUM. Az geride beklesen olmaz mı?!

Aynı türün bir de dolmuş, minibüs, otobüs, ATM önü kuyruğu versiyonları ile vapur iskelesi modeli var. Sıraya girince önünüzdekine yapışmadan da istediğiniz taşıta binebilirsiniz. Siz yapışkanlar: Hepinize ayrı ayrı İFRİT OLUYORUM!

Vapur demişken, iskeleye girip, kapıların kapandığını, vapurun palamarlarının sökülmeye ve vapurun yavaş yavaş harekete geçtiğini görenler… Kapı kolunu kanırta kanırta açıp kapamaya çalışmanıza İFRİT OLUYORUM! Bugüne kadar hangi çımacı gelip kapıyı geri açtı? O kapıları ite kaka haşat ettiniz. (Kadıköy’deki Beşiktaş İskelesi’ninkileri kastediyorum.) Kilitli işte. Sürgüsü var. Çıkamazsınız. Vapur da gitti, oh! Sürgülü kapıya denk gelin de ifrit olun!

(Not: Sizi hep vapurun içinden izliyorum. İfrit olmanıza bayılıyorum. kıs kıs kıs:) )

Geçen hafta neler oldu?

Kendi halinde, sakin, munis bir hafta geçirdim. Ömrümün bu bir haftası iş, ev, iş, ev, seramik atölyesi, ev ve iş arasında zikzak dikiş şeklinde ilerledi.

Sarman kedi Kaymak geri döndü. Kaymak benim ona verdiğim isim. Onun kendisine verdiği ismin ne olduğunu bilmiyorum. Bir gün, bir anda çıkagelen Kaymak, iki hafta önce ortadan kaybolmuştu. Hem biz, hem karşı binadaki “Japon’un Kocası” ısrarla seslendik; ama Kaymak gelmedi. Sonunda geçen hafta döndü. Tıpkı dört gün boyunca ortadan kaybolan Agatha Christie gibi, Kaymak’ın da nereye gittiği, ne yaptığı, başına ne geldiği henüz sır.
Continue reading