Atölye yağmura karşı

Atölye tuttuğumu duyurduğumdan beri arkadaşlarımla konuşuyorum, yazışıyoruz; ya da sosyal medyadan çeşitli yorum ve mesajlar geliyor. kendimi iyi hissediyorum. Bize hiç bir şekilde iyi hissetmememizi söyleyen ülke gündemine inat, iyi hissediyorum. Bu mutluluk kaynağına sımsıkı tutunmam gerek.

Neden iyi hissediyorum biliyor musunuz? Çünkü gelen yorumları okudukça “Evet, iyi ve doğru bir şey yapıyorum, bu istikamette devam etmeliyim,” diyorum. Bendeki olumlu duyguların başkalarına da geçtiğini hissediyorum. Yarın öbür gün o atölye açıldığında, tam da hayal ettiğim gibi insanları sımsıcak sarıp sarmalayacak bir yer olacak hissedebiliyorum. Evet, doğru yoldayım.

Güzel yorumlar için herkese çok ama çok teşekkür ederim. Büyük moral oluyor bana. Öte yandan Indiegogo kampanyam ufak ufak sürüyor. Şimdilik hedeflediğim desteğin %4’lük kısmındayım. Ben %50’sini toplasam o bile büyük bir şey olacak benim için. Bir yerlerde bana inana, yaptığım işe inanan birilerinin olduğunu bilmek büyük güç veriyor. Bu atölye sadece benim değil, hepimizin olacak. Bu şekilde düşünmek de iyi hissettiriyor.

Atölyedeki tadilata gelince… Aslında daha önce Urlalı ustaların “Akdeniz rahatlığından” çok çektiğimiz için, benim aklıma işi bir seferde yaptırabilmek adına başka bir çözüm gelmişti. Bir yapı marketin (adını vermesem de olur) evlerin mutfaklarını, banyolarını alıp baştan sona yapıyor diye duymuştum. Onları arayıp bilgi alalım dedim. Kime sorduysak iyi fikir dediler. Böylece belki biraz pahalı ama hızlı bir çözüm olacaktı. Yapı marketin mimarlık ofisiyle görüştük. Görevli mimar hanımla randevulaştık. O ve bir inşaat mühendisi gelip mekanı gördüler. ne istediğimizi söyledik, onlar çeşitli öneriler getirdiler ve sonra “Teklifimizi hazırlayacağız,” deyip gittiler. Birkaç gün sonra teklif geldi! Hemi de gümbür gümbür geldi. Ne siz sorun, ne ben söyleyeyim. İki kuruş malzeme parasını bir kenara koy, bir işçilik maliyeti çıkarmışlar ki, aman, aman… Sanırım dükkan tamamlandığında 2017 Pritzker Mimarlık Ödülü’nü falan alacaktık; bu şansı teptim.

Neyse ki akabinde iyi bir usta ve ekibine denk geldik. Arkadaşımız Atilla sağolsun; o olmasa biz hâlâ iyi bir usta arıyor olacaktık. Tadilatta ikinci hafta bitiyor. Her gidişimizde ekipten başka birisine denk Önce elektrik tesisatı yenilendi. Ardından su sitemi elden geçti; tuvalet kırıldı. Duvarlar ve tavanın sıvasına başlandığında işler değişti. Tavandan içeri su sızmaya başladı!!! Yağmur dinsin diye beklediler.

Sonra başka bir usta geldi duvarlara alçı sıva yaptı. “Tuta tuta burayı mı tuttunuz? Başka yer bulamadınız mı?” diye sitem etti bir de. Çok iş varmış da, çok harapmış da… Anacım, ben de istemez miyim yeni, temiz bir yer bulmayı. Ama sen gel bunu Urla’nın şahlanarak rant, rabt, rant! diye giden tek dişi kalmış emlak piyasasına anlat bunu. Ayrıca ben dükkanımı seviyorum. Burası beni aylarca boşuna beklemedi. akvuşmamızın iyi bir nedeni olduğunu düşünüyorum. (her neyse, alçı ustasıyla matkap ucuna takılan alçı karıştırıcı mikser türleriyle ilgili aydınlatıcı bir sohbet de yaptım. Atölye için alınacaklar listesine eklendi.) Dış cepheye yalıtımına hafiften başlanmıştı ki…

cbh-atolye-06

Cepheyi beyaz, çerçeveleri kırmızı hayal edin. Önüne de sardunyaları dizdik miydi tamamdır.

Dünden beri bir yağmur, bir yağmur! Keşke iç içlere başlamadan önce çatı izolasyonuyla başlasalardı. Bugün iş durdu. Muhtemelen yarın da bekleyeceğiz. Benim içim pır pır. Bir bitse de ben de pılımı pırtımı toplayıp yerleşsem artık dükkanıma. Evde işleri iyice saldım çünkü. Masamın üzeri kafamın içi gibi, darmadağınık. Kutulara  doldurup götürmeyi beklediğim için şimdi toplayasım yok. Feci haldeyim yani. (Buraya da yazmış olayım, bu dağınıklık atölyede sürmeyecek. Kendime söz.)

Bu hafta ayrıca yer karolarımız geldi; pvc boyalarımız geldi. İç mekanda yapacaklarımla ilgili birkaç fikir daha geliştirdim. Onları da sonra yazarım.

Şimdilik bu kadar. Artık yağmurun dinmesini beklemeye kaldı iş. Ama yarın için Urla’da bile kar beklendiği düşünülürse ben az daha bekleyeceğim sanırım.

Haydi kalın sağlıcakla.

İfrit No:011

Yağmurlu günlerde iskeleden çıkıp vapur giderken iki adımlık yol için şemsiye açanlara İFRİT OLUYORUM! Şekerden misiniz ayol? Hiç üşenmedim, oturup hesapladım. İskele ile vapur arasında bulunduğunuz kapıya göre  24-30 adım mesafe var. Vapurun burun kısmına binecekseniz adım sayısı 18’e kadar düşüyor. Adım başına tepenize 100 damla yağmur düşse, toplamda 3000 damladan, damla başına 0, 1 gr desek, 300 gr eder. Yaklaşık çeyrek litre su! Erir misiniz yani? O telaşla şemsiyeyi savurup açarken benim gözümü oymanıza değer mi?
Continue reading

İfrit No:4

Yağmurlu havalarda (ama gerçekten yağmurlu, sağanak vs. ve soğuk olan günleri kastediyorum) hava durumunu azıcık olsun dinlemek ne kelime, perdeyi aralayıp bile dışarı bakmayan, sonra da burnu açık ayakkabı, babet, keten ayakkabı vb. ayakkabılarla keklik gibi seken hanımlara İFRİT OLUYORUM.

Büyük marketlerde ben kasaya eşyalarımı yerleştirdikten sonra, gelip kendininkileri de benimkilere bitiştiren, hatta kendini de neredeyse bana bitiştiren, enseye yapışık, aceleci tüketiciye İFRİT OLUYORUM. Az geride beklesen olmaz mı?!

Aynı türün bir de dolmuş, minibüs, otobüs, ATM önü kuyruğu versiyonları ile vapur iskelesi modeli var. Sıraya girince önünüzdekine yapışmadan da istediğiniz taşıta binebilirsiniz. Siz yapışkanlar: Hepinize ayrı ayrı İFRİT OLUYORUM!

Vapur demişken, iskeleye girip, kapıların kapandığını, vapurun palamarlarının sökülmeye ve vapurun yavaş yavaş harekete geçtiğini görenler… Kapı kolunu kanırta kanırta açıp kapamaya çalışmanıza İFRİT OLUYORUM! Bugüne kadar hangi çımacı gelip kapıyı geri açtı? O kapıları ite kaka haşat ettiniz. (Kadıköy’deki Beşiktaş İskelesi’ninkileri kastediyorum.) Kilitli işte. Sürgüsü var. Çıkamazsınız. Vapur da gitti, oh! Sürgülü kapıya denk gelin de ifrit olun!

(Not: Sizi hep vapurun içinden izliyorum. İfrit olmanıza bayılıyorum. kıs kıs kıs:) )