Gecenin bir yarısında “sevgili günlük”…

Sevgili Günlük,

Buraya daha sık yazmalıyım. Ki son zamanlarda bunu yapmaya çalışıyorum. Neydi? Bir hareketi 21 gün tekrarlayınca zihin onu alışkanlık olarak mı benimsiyordu? O zaman 21 gün boyunca her gün buraya bir şey yazabilir miyim acaba? Yazmak hoşuma gidiyor. Hakkında yazacağım şeyler o kadar çok ki (aslında hep çoktu da ben hep erteliyor ya da boş veriyordum) sanırım konu sıkıntısı asla çekmem.
Bu satırları güya yatmaya giderken bilgisayarımı kapatayım diye masama oturunca yazmaya başladım. Yatmaya giderken saat on ikiyi geliyordu. Şimdi bire on var. Az sonra yatağa girerim ve ben yastığa başımı iyice yerleştirdiğim anda çocuklardan biri (muhtemelen Micinik) uyanır. Ama bu saate kadar çalışıyorum ya; uyanmıyor sıpa. Halbuki on birde yatsam o saatte uyanırdı. Mekanizma ben yatınca çalışmaya başlıyor. Ya da Yıldıray yatınca. Şu an Yıldıray da çalışıyor. (Yaşasın gece sessizliğinde yapılan çalışmalar). Birazdan o da yatmaya gider. Ben de. Ve Mici hortlar. Kahrolsun Murphy yasaları!

Ay ne diyordum? Asıl yazacağım şeyi unuttum. Hah, evet, daha çok yazmalıyım. Yazdıkça devamı geliyor çünkü. Alışkanlık meselesi.  Gelelim konuya… Continue reading

Hâlâ buradayım, merak etmeyin.

Yakın çevremdekiler, arkadaşlarım beni dürtüp duruyor: “Neden yazmıyorsun? Niye ifrit olmuyorsun?

Neden yazamadığımı ben de bilmiyorum. Belki de yazmayı istediğim çok şey olduğundandır. Kafamın içi o kadar dolu ki, bazen ya balon gibi şişip havalanacağımı ya da o şişmiş balonun GÜÜM!! diye patlayacağını sanıyorum.
Neyse ki hâlâ buradayım, bir yere gittiğim falan yok.

Günlüğüme sanırım hiç bu kadar ara vermemiştim. Neredeyse bir buçuk ay olmuş. Geçen zamanda çok şey oldu.
Continue reading

3 Sözcük 3 Kural: Röntgenci ile Hırsız

Hani geçen hafta Yıldıray’la oynadığımız “3 Sözcük 3 Kural” adlı bir oyundan söz etmiştim ya… Hatta o oyun sırasında yazılmış bir de öyküyü yayımlamıştım.

Bilgisayarımın dip köşelerinden çıkan bir öykü daha var. Bu oyunun kural ve sözcükleriyse şöyle:

  1. Palto (Kışın giyilmeyecek.)
  2. Lahana (Benzetme olarak kullanılacak.)
  3. Öfke (vurdulu kırdılı bir biçimde, şiddetle değil, akılcı bir yolla ifade edilecek.)
  4. Continue reading

3 Sözcük 3 Kural: Rüya

Yıllar önce Yıldıray’a bir oyun oynamayı teklif etmiştim. Oyuna “3 Sözcük 3 Kural” adını vermiştim. Çok fazla oynamadık niyeyse. Yıldıray askere gidince yarıda kalmıştı galiba.

Oyunun kuralları şöyleydi:

  • Karşı tarafa üç tane sözcük söylenir.
  • Her sözcükle ilgili öykü içinde nasıl kullanılacağı ya da nasıl kullanılmayacağını belirten bir kural verilir.
  • Her iki taraf da öyküsünü yazar.

Çok eğlenceliydi. Aynı sözcüklerden o kadar farklı öyküler çıkarıyorduk ki. Yine oynayasım geldi!!! (Yıldıray duy bunu! :))

Demin bilgisayarın derinliklerini kurcalarken o oyun kapsamında yazılmış iki öyküye denk geldim. Sözcük ve kuralları şöyleymiş: Continue reading

Bir aylık bir yarışa katılıyorum!

Bir aylık sıkı bir yazı maratonuna başlıyorum. 1 Kasım tarihinde başlayacak ve 30 Kasım gece yarısından sona erecek olan “NaNoWriMo” faaliyeti… Hani şu daha önce sözünü ettiğim, ablamın bana hediye ettiği setin yaratıcıları vardı ya… İşte onlar 1999 yılından bu yana her kasım ayında bu “National Novel Writing Month (NaNoWriMo / Ulusal Roman Yazma Ayı” etkinliğini düzenliyorlar. Adamların amacı benim gibi kıvıl kıvıl kıvranıp yazacağı varsa da yazamayan kabızları hizaya sokmak için bir motivasyon kaynağı yaratmak.
Continue reading

İnsana motivasyon gerek…

Sevgili Günlük,

21 yıl sonra gözlüğüme veda ettim. Artık gözlerinde denizanası gibi lensleri olan bir insanım. Bir ilk de 21 yıldır ilk kez göz numaramın gerilemesi oldu. Yaşasın! Bunca yıl takabilirim iyim, takamaz mıyım diye boşuna düşünmüşüm. Hayat artık benim için daha net. Lensi asıl bisiklet sürüşlerimde rahat edeceğim için almak istiyordum. Heyhat! Lens aldım ama bu Nuh Tufanı gibi yağmurda bisikletin yanına bile yanaşamadım. Continue reading

Zaman akar, akar, akar…

O kadar çok yazı yazıyorum ki, günlüğüme yazamıyorum. Bahane olabilir mi? Olamaz. Ama durumum aynen bu.

Çünkü sabah işe gidiyorum. Orada bütün gün YAZIYORUM. Sonra eve geliyorum. Kendi yazmak istediğim onlarca yazıyı, düşünceyi, fikri YAZAMIYORUM. Continue reading

Yeni yıldan ne beklemeli?

Sevgili Günlük,

Bugün 2009’un son günü. Aslında yeni yıl dileklerimi 1 Ocak’ta, yeni yılın en taze gününde yapmayı planlıyordum; ama bir baktım ki daha şimdiden yazmaya başlamışım. Nedense bu web günlüğü bende bağımlılık yapmaya başladı. Yazı yazmayı hep sevdim; hatta çok şükür ki bunu iş olarak yapıyorum. Ama mini mini blogum kalbimde ayrı ve özel bir yer edindi galiba. Nedeni yazılarımı paylaşıyor olmam olabilir mi acaba?

Çevremdeki çoğu kişi “2009 bir an önce geçsin, bitsin, zaten hiç sevmemiştik,” diyor.  Ne yalan söyleyeyim, ben sevdim bu 2009’u… Çok yoğun ama bir o kadar keyifli bir çalışma dönemi geçirdim. Yaratılıcılığımı olabildiğince kullandım. İki ayrı öykü fikrim 2009’da doğdu. Gerçi şu aralar bu konuda yan gelip yatmaktayım ama olsun; 2010’da büyüyüp çocuk olacaklarını biliyorum. Çok keyif alarak çevirdiğim bir kitap yayımlandı. Kendimi bir anda senaryo yazarken buldum. Sonra bir baktım ki blog yazmaya başlamışım. Önce bisiklet günlüğümüz, sonra da burası. Yaşasın yazı çizi! Continue reading

Seçenekler üzerine beyin fırtınası

Durduk yere niye bu beyin fırtınası? Aslında durduk yere değil. Beynim hep fırtınalıdır; sürekli yeni fikirler üzerine çalışırım. Marifet bu fikirleri gerçekleştirebilmekte.

Şimdi niye yapıyorum? Ee malum; her an işsiz kalabilirim. (Aslında kaldım da, yeni olasılıklar olabilir.) Yani risk almamak adına, olur da işsiz kalırsam diye bir fırtına estireyim beynimde dedim. Böylece bakarsanız, bugüne dek fikir olarak kalmış kimi şeyler de somut hale gelir. Belki sevdiğim işlerden üç beş kuruş gelir elde etmeye başlarım. Continue reading