Annem geliyor, oley!

Buna böyle şenlik havasında sevineceğimi düşünmezdim hiç. Zira çok fazla bir arada kalınca didişip duruyoruz annemle. ama yetti artık bu ayrılık, bu sefer epey açtı arayı. Zaten İstanbul’a apar topar gitmişti. Elif’e birinin bakması gerekiyordu, destek kuvvet olarak annem gitmişti hemen. Sonra diş tedavisine başlayınca bitmek bilmedi bir türlü. Son zamanlarda annemi ne zaman arasam dişçinin bir kere daha gelecek haftaya randevu verdiğini öğrendikçe bana gına geldi. Annem de darlamış iyice. “İstanbul feci olmuş,” diyor. Mart ayında gittiğimizde görmüştük ne tiksindirici hale geldiğini. Biz bir haftada bezmiştik; annem bunca ay iyi dayandı yine.

Şimdi özleştik ya bir süre cicim ayları yaşarız. Guçi desen “Anneannem ne zaman gelecek?” deyip duruyor. Çocuk haklı tabii. Bana geliyor, “Anne şu kitanı okur musun?” diyor, “Bir dakika Tayga, şunu yazıp bitirmeye çalışıyorum,” diyorum. babasına gidiyor, “Baba seninle oynayalım mı?” diye soruyor, “İş yetiştiriyorum oğlum,” yanıtını alıyor. Bazen ağzımdan çıkan sözleri duydukça kendimden öyle rahatsız oluyorum ki. Continue reading

Geri dönüyorum usul usul…

Aman aman, ne çok olmuş yazmayalı! Neredeyse bir ay! Yazmak çok geldi içimde de, parmacıklarım klavyeye gitmedi bir türlü. Kötü, karanlık şeyler yazıp burayı da kirletmeyeyim istedim belki. Hani depresyona girince kendini yemeğe veren ya da yemeden içmeden kesilen tipler vardır ya, onlar gibiyim. İçim daralınca ya çok yazarım, yazar yazar boşalırım; ya da inadım inat, tek satır yazmam. Ben yazma kotamı işyerinde dolduruyorum sanırım. Orada tüketilip giden metinler yazıyorum; asıl yazılacaklara zaman kalmıyor. Zaman kalıyor aslında kalmasına da Banu’da akşam eve gidince yazacak enerji kalmıyor. Bunun üzerine ben ne yaptım? Çok düşündüm, çok taşındım, kendimi yedim bitirdim vee…istifa ettim!
Continue reading

Cuma günlerinin dayanılmaz hafifliği

Foto: Denise Cross

Cumaları ezelden beri severim. Sanırım cumaların özel oluşunu ilkokul yıllarında keşfettim. Doğal olarak! Okul biter, dersler biter. Önünde koca bir cuma akşamı ve koskoca bir haftasonu uzanır. Eh, şimdi de pek farkı yok. İş biter, iş yerinden ayrılınır, önünüzde yine koca bir haftasonu… Eskiyle şimdi arasındaki tek farksa, şu an zaman denilen eğilip bükülebilen şeyin nedense eskiden daha uzunken, şimdi daha güdük oluşu. Bu biraz sinir bozuyor tabii. Haftasonu bir bakıyorsun ki bitmiş, sıra kara pazartesiye gelmiş yine. Kısırdöngü.
Continue reading

Zaman akar, akar, akar…

O kadar çok yazı yazıyorum ki, günlüğüme yazamıyorum. Bahane olabilir mi? Olamaz. Ama durumum aynen bu.

Çünkü sabah işe gidiyorum. Orada bütün gün YAZIYORUM. Sonra eve geliyorum. Kendi yazmak istediğim onlarca yazıyı, düşünceyi, fikri YAZAMIYORUM. Continue reading