Dedikodulu Evler Şantiyesi’nde son durum

Cincüce Bobin Hizmetleri’nin görev yaptığı Dedikodulu Evler Şantiyesi -sıcağa rağmen- sürüyor. Son durum şu: Bütün ev duvarları ve çatılar boyandı. İnce işçiliğe geçildi.

DE santiye 11

Müessesemiz maalesef gözü dönmüş kentsel dönüşümün hızına göre hareket etmez.
Müessesemizdeki evler sokağınız, kentinizi dev bir şantiyeye çevirmez.
Müessesemizin inşa ettiği evlerin her biri sevgiyle yapılır.
Müessesemiz ruh daraltıcı gri renklere karşıdır. Bilakis mavinin, turkuazın ve eflatunun ferahlığını tercih eder.
Müessesemizde çocuk işçi çalıştırılmamaktadır. Alt sıra evlerin boyanmasına yardım eden 1 metre altı canlılarımız, tamamen hobi amaçlı işe katılmakta; ama emekleri bir çanak meyveyle ödüllendirilmektedir.
Müessesemiz -sıcaklara inat- bu maviş mahalleyi Temmuz ayında bitirmeyi amaçlamakta; yazın geri kalanında mavinin tadını çıkarmayı planlamaktadır.
İyi günler dileriz. Continue reading

Dedikodulu Evler Şantiyesi

Bizim evin yan cephesinde koca bir duvar var. Ne zamandır gözüme batıp duruyordu o duvar. Düşünsenize koskoca, boş bir yüzey. Oraya neler yapılmaz!

Baktım ki ellerim, avuçlarım kaşınıyor, aldım kalemi duvara evler (yine!) çizmeye başladım.

DE santiye 01

Çizim belli belirsiz görülebiliyor.

Çizim işine Guçi de katıldı.

Çizim işine Guçi de katıldı.

Bu aralar mavi renkle bozmuş durumdayım. Canım sürekli mavili bişeyler çekiyor. O nedenle bu duvardaki evlerin de mavi tonlarında olması gerektiğine karar verdim. Continue reading

Duvar resmi

Bugün hava pek şekerlemeydi. Fotokopicide halletmem gereken işi bahane edip yürüyüşe çıktım. Hazır gitmişken geçenlerde yaptığım birkaç Moli ve Olaf resmini tarattırayım, sonra da bastırayım dedim. Aklımda kimi fikirler var, onların denemesi olacaktı bu basit işlem.

Gittim. Bekledim. Gebeş gebeş ayakta kaldım. Çok ağırdan aldılar. Neyse, sonunda taradı resimleri. İş çıkış almaya geldi. O da ne? Makineden çıkanla benim götürdüğüm resimler arasında dünya kadar fark var. Resimler suluboyaydı. Ama üzerlerine Artline’la da eklemeler yaptığım için soluk değillerdi. Yine de renk tonlarının olduğu yerlerde ton mon kalmamış; kele dönmüş, bembeyaz çıkmış. Kahverengi ve yeşil renkli kitaplık sarı çıkmış. Haydi renkli yerleri geçtim; sadece siyahla çizdiğim koskoca bir mahalle resminin siyahları ne idüğü belirsiz bir renk çıkmış. Gri desen, o da değil.

Adama “Bu niye böyle çıktı?” dedim. “Öyle olur, renk kaybı normal,” dedi. “Yani asla orijinalindeki gibi çıkmaz mı diyorsunuz?” dedim (ki öyle olmadığını herkes bilir.)  “Çıkmaz, bu kadar olur,” dedi (yanındaki arkadaşı da kafa sallayıp onaylıyordu o sırada). “İyi bari,” dedim, ayrıldım (demek ki öyle olmadığını bir ben bilmiyormuşum). Adamla bunun daha nesini tartışayım ki? Oldu olacak neresi olduğunu da söyleyeyim, işi düşen gidip de bir şey yaptırmasın onlara: Göztepe Tanzimat Sokak’taki Cemil Ozalit. Gitmeyiniz, işinizi heba etmeyiniz, canınızı sıkmayınız. Kendi beceriksizlikleri midir, makineleri mi bozuktur, bilemem. Bir değil, iki değil, bu kaçıncı beceriksizlikleri… Üstüne bir de pişkin pişkin yalan söylüyorlar. Continue reading

Freddie sevgilim…

Freddie Mercury, Wembley '86

Vay canına… Sevgilim Freddie öleli tam 19 yıl olmuş. Ne uzun! Daha çocuk sayılırdım. Çocukken kulağıma çalınan Queen şarkılarıyla büyümüş, ergenlik eşiğinden adım atarken keşfetmiştim Queen’i… Tam da o günlerde “Innuendo” albümü çıkmıştı. O muhteşem “Innuendo” videosunu her izleyişimde çarpılır kalırdım. (Hâlâ da o etkisi geçmedi.) O zamanlar CD yoktu. Innuendo’nun “kasetini” almam gerekiyordu. Sonra Freddie kuş olup uçtu.
Continue reading